Kitap
DİLHAN, (BELGESEL NEHİR ŞİİR) İlk Birimler Erişime Açılmıştır.
GİRİŞ
“Yaşadığım dönemin sosyo-politik, psiko-sosyal ve felsefi görünümü; şiirle nasıl yansıtılabilir,” sorusuyla başlayan masum bir tasarının çocuğudur Dilhan. ‘Uzan şöyle sere serpe dizimin dibine Dilhan/Mavi sabahından özet geçeyim’ dizeleri, bitimsiz bir nehir şiirin doğumuna ön ayak olmuştur. Dilhan’ı, ortalama altı yıl gibi bir sürede yazdım; her okuduğumda birkaç dize, birkaç sözcük değişikliğe uğramış ya da yeni birimler eklenmiştir. Bu süreçte, güncelin özetinden kalburun üstünde kalanlar şiire can suyu olmuştur.
Dilhan, ne sözcüklere indirgenmiş ne anlam aranmaz mantığına bürünmüş ne de çağın söz geveleme şiirlerinden el almış bir şiir biçemidir. Koşulların ve güncelin cömertliğinden soyulmuş, travmaların gerçekliğinden alınmış, tutumların ironik yapısından kazınmış, gerçekliğin insana bire bir yansımasından doğmuş belgesel bir nehir şiirdir. Gerçekliği, günceli ve anlamı öncelediğinden dolayı şiir sanatının gereği olan; sözün duygu değer önceliği, sözcük cimriliği ve ses uyum tekniklerini zaman zaman göz ardı etmişimdir. Yazdıktan sonra gördüm ki Dilhan, dönemin psiko-sosyal ve sosyo-politik ortamını boy aynasına koyan belgesel bir nehir şiir olmuştur. Bu özelliğinden dolayı, sahne sanatlarında da kullanılabilir düşüncesiyle; konu, içerik, süreç, bütünlük, bağlaşıklık, tutarlılık, ritim, ezgi ve şiirsel akışa özel önem verdim.
Benim anlayışıma göre şiir, sözü gevelemek değildir; iz bırakmış duygu, olay ve olguların alnının ortasından vurup sözün tokacıyla aklın kafasını gözünü yarmaktır. İnsanda doğuştan var olan estetik kaygı; ortam, uzam, coğrafya, teknik, zaman, eğitim, kültür ve bilgi birikimi gibi toplam değerlerle şekillenir. Yani durumsal estetik algı ve yargı, içinde bulunulan durumla doğru orantılı gelişir. Sözün gücü; duygu değeri yüksek bir biçimde ustaca bilincin ayrıntılarına dokunursa artar. Çünkü estetik algı, bu ayrıntıların kılcal damarlarından beslenir.
Şair insana seslenir. Bu yüzden şair, insanın yüksek ve araç değerlerinin içinde ve ötesinde bir görüye sahip olmalıdır ki görünmezleri, ayrıntıları ve duyarlı yanları bulup açığa çıkarsın; bunları şiir tekniğine uygun anlakta yer tutucu söze dönüştürebilsin… Ben, şiir manifestolarını, dünya şiir günü bildirilerini, şiire ölçüt giydirmeye çalışan şiir yazılarını, akademik kafaların yazdığı şiir yorumlarını dikkate değer bulmuyorum. Ne yazık ki bunların çoğu, şiiri bir sanat dalı olarak görmediği gibi onun felsefesinin önünden bile geçmeye cesaret edemiyor. Çünkü, şiir üzerinde düşünen varsa bile bu düşünürler, çoğunlukla geçmişin veya güncelin moda kalıplarına sıkışıp kalmış durumdadırlar.
‘NUN’lu uyaklar, Edebiyatımızın tarihinde uyak kusuru sayılır; ne var ki ben ‘n’ sesini seviyorum. Ayrıca ‘n’ sesinin, dilimizde ses benzeşim yelpazesinin bu kadar geniş olabileceğini Dilhan’ı yazarken fark ettim. Ses, sestir; uyum güzelse neden yoksun bırakalım ki sesleri onlar öyle demiş diye…
Bana göre şiirin sanat değeri; duygu değeri, anlam gücü ve söz sanatlarının görevdeşliğinden doğar. Olay ve olgulara bağlı anlam duygu değeri, söz sanatlarıyla bütünleşmeli ve bunların görevdeşliğinden daha nesnel bir yapı kurulmalıdır. Okur, dekor giydirilmemiş soyut sözü yeterince işleyemez; anlamlandıramaz. Okurun şiirle imgelem dünyasına girmesi, rastlantısal anlama ulaşması ve çağrışımsal imgelem kurması; anlamın duygu değerinin; olay, olgu ve dekorla pekiştirilmesine bağlıdır. Diğer bir söyleyişle, nesnel bağlılaşık kuramıyla iyi geçinmek gerekir.
Özgün şiir, kendini okunanlardan ayırt ettirir. Belleğe tutunur. Ayrıca şiir, öyle bir anlam ve anlatıma sahip olmalıdır ki okurun duyumsadığı ancak tanımlayamadığı; farkına vardığı ancak dile getiremediği; ayırdında olmadığı duygu durumu ve ayrıntıları; açığa çıkararak görüntülemeli ve okurun duygularını ezmelidir. Şiirin şiir olabilmesi için; biçimden anlama, anlamdan anlatıma, sesten çağrışıma, coşumdan estetiğe kadar tüm varlık katmanları dengeli ve etkin kurulmalıdır.
Dilhan, yaşamsal deneyim ile toplumsal olgu ve olayların gözleminden doğan uzun soluklu bir şiirdir. Tanık olduğum çağın şiirsel bir yorumudur. Bu benim olay ve olguları görme biçimimdir. Abartı, aktarma, ironi, değinmece, değişmece, mizah ve benzetme gibi şiir teknikleri ile anlam ve söz sanatları, sanatın gereğidir. Kişi ya da herhangi bir kurumu hedef almaz. Bir anlamda yaptığım şey, yaşamsal gerçekliğin insan üzerindeki yansımasıdır. Okur; okuduklarını hangi olay ve hangi durumla özdeşleştirir, nasıl bir imgelem kurar, bilemem. Tamamen okurun dünya algısıyla ilgilidir.
Dünyanın en güzel, güçlü ve yüce duygusu sevgidir. Sevgi ise güzellik karşısında büyüyen bir duyumsama eylemidir. Pek çok düşünürün söylediği gibi sanat, güzeli görünüşe taşımak, insanı güzel ve yetkin ruha ulaştırmaktır. Sonuç olarak insanda sevgiyi ve yaşam sevincini yaratmaktır. Sanat sevmektir; sevmekse şiirdir, şiirselliktir. Eylül 2025, Narlıdere/İZMİR
Sanatın yalanı olmaz Dilhan
hele şiir anadan üryan…
DİLHAN
Uzan şöyle sere serpe dizimin dibine Dilhan
Mavi sabahından özet geçeyim
Öyle tekdüze değil öykün;
gazetelerde okunduğu
ekranlarda göründüğü
Devre mülk ağızlarda çiğnendiği gibi…
Coğrafyalar incisi
Irmaklar köprüsü, denizler bukleti
hava, kara, deniz dört mevsim.
Uzamı güneş kültünden
felsefesi insan özünden
Hamuru, canhıraş karılmış kan öyküsünden
Kavuşamayan aşklar, aç uyuyan analar
oyunsuz büyüyen kız kızanlar
Kazıklı kasırgalar hışmına uğramış topraklar ki
her bir karışın örtüsü,
oğul gönünden.
Köksüzlük kaygısıyla ruhuna saldırılsa da bugün
Arap çakşırına göz kırpmak moda olsa da mirim
Tarihin derindir, öyküler atlası
Coğrafyan üç kıt’a bilirim.
Çağına yenilmiş bir zaman dilimi
At sürmüş göğsünde üzülürüm.
Her öykü bir bütündür
İyisi, kötüsü, ölümlüsü, dirimlisi…
Ötüken’den Sümer’e Anadolu’dan taa öteye
Susmak bilmeyen bir zelzele gibi
Zaman çizgisinde kükreyişin
Dokunma vakarına Dilhan
Zaman birbirinden ayrılmaz bir akış
Ve gelişi güzeldir çoğu zaman geçmişe bakış
Neyse uzanmayalım taaa gerilere
Uzaklar sisten bir çarşıdır şimdilere
Bakma baktırma arkaya, gel biz varalım
Önümüze serilmiş uzun mu uzun akşamlara
O akşamlar ki
Gebeymiş meğer kısacık sabahlara
Aç yüzünü Dilhan gel dönelim biz
Bütün zamanların kırılma noktasına.
Karadeniz’den Akdeniz’e
sarışın bir öykü
Edirne’den Iğdır’a çağcıl aşklar düzülür
Sakarya sıcağı, Dumlupınar ayazı, Belkahve sabahı
Belleğe nakışlıdır ya “Elifin Kağnısı[1]”;
Tarihin öylesine içten ki Dilhan
Mayıs kuşluğu ve bir Ağustos tanyeri
Uzun erimli öyküler düzülür
Yavuklunun işlediği oyalı mendil gibi
Ayın göğsünde Anadolu süzülür
Öpüp koklayıp sevmezsem
İzmir’in dağları üzülür.
Seyit Onbaşı, Kara Fatma
ya da Çakırcalı Efe
Soyunup dökünseler şöyle tarihin raflarına
İnsan ağrısı doğar uygarlık rahminden Dilhan.
Sırtlanlar üstüne çullanmış,
var mı dünyada ölümün,
egemen olduğu alevli bir zaman
Bir sarı dev doğmuş ki yüzyıllara armağan
Gövermiş taze güneşin yükseldiği yerler, gönenmiş.
Sonrası; ya sonrası ne dersin!
darbeler,
dalavereler,
kavgalar, kıyımlar, kıvırmalar
Sapmalar, çalmalar
Yetki arsızı cahallar…
Tokluğun yokluğa tuzak kurduğu hımbıl bir köprüdeyiz ki
Çok eski değil;
Yakın zaman, çok yakın çağ!
Elini siper et, eğil bak şöyle resme Dilhan
Güç yozlaşması fışkırıyor her bir yandan
Yaşmaklı coğrafyanın sandukalı kızları
Demirden dağları eriten
ata torunu değilmiş gibi
Aslını inkâr için
Rivayetleri dolamış da kel başına
Gaibe merdiven dayar Dilhan…
Şiir, bilincin uzamı kadardır Dilhan
Olmaz öyle dil yarmakla, söz gevelemekle
Sözcükleri eğip büküp dans ettirmekle
Ne söylediğin bir fersah öteye
Nasıl bir resimdir anlaklara salınan
Akarsuyudur bir ruhun akarsuyu
Ne kadar duruysa o kadar coşkun akan.
Kim ne derse desin, şiir zıpkın sanattır
Bakma sen şiiri dil oyunu görenlere
Takke fular taktırıp fır dönenlere
Şiir dediğin ufkundan sağılır.
Oturalım şöyle okyanusun sol köşesine
Katran koyusu yükümüzle
Yaslanalım deltaların humuslu rahmine
Döndürelim evine şiiri
Uykuya daldığı o, laleli sabahtan…
Barbarizmi atalım bir yana bugün
Gel biz sözü
akıl kaşıyıcı elleriyle çizelim kor yüreklere
Öyle bir çizelim ki
anadan üryan.
Çehresi pörsümüş bir bulutuz
ne yağmur ne boran olur
ne de kar yağar bizden
Şiir yazarız ya da sokakları kalabalık süsleriz.
Kimi kul olabilme azminde
Kimi kıl-çuval özentisinde
Kimi insan kalabilme derdinde
Damarlarımıza sızmış zehirli bir solucan
İçin için sürünüyor
Bazen kadın bazen kız bazen fidan
her an yürek yıkan yeni bir kurban.
Atı alan Üsküdar’ı geçmiş
Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacı yok artık[2]…
Eski bayramlar ne kadar da kabuk değiştirmiş
Çağ post atıyor,
eski post kime, neye kısmet
Kapı önlerini süpüren evcimen teyzeler
Hocahatun evlerinde
gülsuyu kokulu sohbet…
Kahkaha masaları, günah kapısı
Şadırvanlar terbiye kamçısı
Rivayetten soyulmuş kıssalar ahlâk rabıtası
Ne diyeyim Dilhan, rayında tren
Akla ne gerek…
Nereden nereye bilir misin Dilhan?
Menekşe gibi açan kızların gülüşünden
Şark ezilmişliği üstüne kurulan cennete
Tahtırevan üstünde
Güle oynaya gider gibiyiz.
Çağdaş dünyanın gümüş hançeriyle
İnsanlık avına
pek yakın günlerdeyiz.
Kalsak ayrı bir dert,
gitsek bu kervan yolda bırakılmaz.
Kurduğumuz rota tuttuğumuz yol
Saçaklı bir coğrafyanın hışmına kurban
Ah şu gömülü zaman ve insan denen varlık
Aklını asmış da çöl yeline
Merhamet dilenir ondan bundan
Ne dersen de, kılı kırk yarar da
olmaz böylesi körtapan.
Ucu açık bir denklem neresinde durursan dur
Azıcık aşım kaygısız başım desen de olur
Tanıksın da dilin varmaz söylemeye
Aykırıysa sözüm
bilirim ağrıyacak başım.
Nasıl olsa tıkır tıkır emirlere gebe yasalarımız
Hüküm kesin,
suç peşinden uydurulur.
Doğru, durduğun yere göre değer alır Dilhan
Sinekten zeytinyağı çıkarılır oldu bugünlerde
En iyi sen bilirsin
ister yasa olsun ister tasa
Gıdıklandığı yerden kokar.
Hesaplaşmanın en ağrılısına tanık
Daha dündü beşiğine yatırdığım ıpıslak ülkünün…
Korkma Dilhan zaman ilaçtır;
taş gediğini bulur
Felsefe uygun, temel sağlam;
çağ ışığını her türlü alır…
Nasıl da yağlı döngü
şu akıl yakan bağıntılar
Yasalar dizginli, operasyon emre maruz
Aymazlık enflasyonu zaptiye sokaklarda
Saflığını yitirmiş dökme çark
tutmaz ayar.
Kime gidersen git Dilhan
Eşraftan değilsen
çaldığın her makam kapı-duvar.
Görürüm pişkinliği kanıksadı bu devir
Söz askıda ateş gibi
Ne gelenek ne yasa ne örf adet
Taraftara göre yakılan yıkılan kurulan bir bulvar
Gel biz yüzleşelim
korkularımızla, saplantılarımızla
Yüzleşelim
ölümlerdeki ellerimizle
Yüzleşelim
kirimizle, kinimizle
Ve yüzleşelim
karanlıktan doğma yüzlerimizle
Sokalım kirli ilişkiler ocağına bir çomak
Dağılsın ne varsa; sarı, kırmızı, mor…
Bilmek zor değil;
oyun ortada Dilhan
Utkumuz,
masallar kuyruğunda kimsesiz
Köküne saldıran sırtlan sürüsü
bizim kalıntı soylumuz.
Ülkemi ülkemden kurtaran gedikli kalabalık
Harman yerinde dört başı mamur
Deli Dumrul.
Ne orada ne burada yangın benim ciğerimde
Uydur kaydır, uçur denizaşırı öz oğul cevherini
He bakam de bakam söyle kolay makam…
Ne vekil ne bakan ne vali ne de kaymakam…
Sürgit yollar aynı, diller aynı, ziller aynı
Ekmek askıda,
çorba bulamaç,
işimiz işsizlik…
Olan bizim aşa,
kara kış bizim başa Dilhan.
Sayma akıl düşkünü eskiye özlemlileri
Gün ola ayıkırlar Kün[3]ün doğduğu yeri…
Şu şark çıbanı denen sürgün,
akla salgın
Bilmezsin nasıl görkemli yoksulluktur;
tıpkı semer gibidir akıl kuraklığı
Gelen de yükler giden de Dilhan
Ne yol senindir ne yük ne de ayaklar
Sancılıdır soluğun,
tutuludur arpalıklar
Yasa bir yana ilke bir yana ülke bir yana
Ne güzel huyludur bu cıngıllı akrabalıklar
Nereden nereye akar bu zamanda
Aydınlığı sırlayan tuhaf kalabalıklar
Aklım tarazlı,
gözlerim utanç tuvali
Dalga geçer gibi anlağımda at oynatır
Sadaka tayınlı,
köpüklü ahbaplıklar!
Enseyi karartma Dilhan
Kumdan heykel gibidir
Ambar nöbetine yazılmış
Mevsimlik kalabalıklar…
Neler çektin neler kalkıp bir duysan
Sarıklıdan, kavukludan
molladan,
yarım imamdan
ilkel zekâdan.
Ismarlama makamdan,
nöbetçi bakandan,
nefretten,
hasretten,
Dökme akıldan.
Nasıl yıldı insanın, hem de nasıl Dilhan
Çakıldaklı kaplandan
Nasıl yıldı insanın, hem de nasıl Dilhan
Çakıldaklı kaplandan
sözde feriştahtan
yapay düşmandan
Tahakkümden, ayırmadan, kayırmadan
Ütülü beyin
çakma kumaştan.
Uzanıp alnından öpesim gelir b/ademlerin
Sonunda seksen milyon
enkaz “yarattı her yaştan.[4]”
Söylesem görür müsün Dilhan,
Tünelin neresindeyiz?
Kadın eliyle
kadınlığın kefeninin biçildiği
Erkek diliyle
insanlığın şiddete itildiği
Güvenliğin,
hasıraltında ciğerinin söküldüğü
Gün gün ki adalete
kösele kılıf dikildiği
İklime göre suç,
kişiye göre doğru üretildiği
Kalçası oynak bir köprüde kına gecesindeyiz.
Bu kadar da olmaz akıl dışı,
Cascavlak pişkinlik desen de
Aklımızı fırınladık,
kınalandık sıramızı bekleriz.
Masallarla beslenen Dilhan
Sorun çözmez, sorun üretir biliriz
Daha söylenecek çok şey var saklama yüzünü
Derler ki bulaşır,
utanç denen o gamlı duygu
Öyle de bulaştığını
hiç görmedim bu nasırlı yüzlere…
Duyup susarsın kaygılarımın kokusunu
Görüyorum,
Kapısı kilitli örendir dilin
Sen diyemesen de ben derim senin yerine
Şair ergenliği benimkisi on ikidendir dizelerim.
Dön yüzünü bak bakalım seyran bağlarına
Uydur kaydır öyküler gündemimiz
Aslını örtmenin yıllanmış kurnazlığı.
Yalana sultan kavuğu giydirenlerdeniz
Hükmetme arzusu başa bela bu günlerde
Bıyık altına bırakılmış yetkiler sürüsü
Gece yarısı düzenlemeler ülkesindeyiz
Söylemler övünmelik, dil saldıray
rakamlar yapay
Adaletin siparişle iş bağladığı günlerdeyiz.
Daha nedir ki bunlar Dilhan;
Uyruğuyla sorunlu,
kalantor besleyenlerdeniz.
Boşuna dememiş Üstat:
“… kaçarken kimi itini, kimi bitini,
kimi de p*çini bıraktı” diye
Yoksa nasıl renklenirdi camlarımız Dilhan…
Göğüne sızan sağanak gölgeler
Yaralarımı deşer onulmaz yerlerimde.
Kapanmaz,
örtünsem de bütün sabahları
Nasıl kaymaklı zaman,
yoksul teni emmek olağan.
Damarlarına sızmış gamlı şu öykü
Uzun uzun okunup yazılır her bir taraftan
Ne yağ yapılır ne de vazgeçilir yağdan.
Bu da iş mi deme,
Vergi yükümüz bile sakal bıyık farkından
Herkesin öyküsü kendine günceldir Dilhan
Bakma sen ufkumun daralıp kısaldığına
Tükenmez yollar, açılır çıkmaz sokaklar
haber bekliyorum aklımdan.
Kuşkuluyum çağımdan
Gördükçe
İlkel zekâ heybetini
Duydukça
Balbulaşıkların
Yanlışı, yalanla doğrulama şehvetini…
Hikmet miyiz,
ümmet miyiz,
millet miyiz;
Nereden geldik, neredeyiz
Kimliğinle
isminle derdimiz tasamız
Cumhuriyetle,
kurucularıyla,
çağla kavgamız
Nasıl bir dumanlı kafanın işidir Dilhan?
“Kurt sisli havayı sever” derdi dedem
Dağlarımıza sis mi çöktü
kurtkapanına mı bastık?
Karanlığın kahramanı
akıl kırıştıran işlere tanığız
Yolsuzluk, iş bitirme mahareti
Hukuksuzluk, adaletin faytonu oldu
Adına demokrasi diyorlar da geç onu bir kere
Çıkarsız ilişkinin yadırgandığı bir zamandayız.
Milletin efendisi ülküsüne sadık bilirdik
Yapmadım, görmedim, duymadım sinsiliğini geç
Bal gibi
çöl fırtınasıyla yuvarlanıyor filikamız.
İç dökme değil endişeyle söküldüklerim
Şeytan taşlamaya benzemez;
bu iş insan öyküsü.
Acıların kalabalığındandır akrabalığımız
Kaygının ağırlığındandır yakınlığımız
Korku dışında sevmeyi öğretmediler ki.
Bakma sen, her öykünün kalabalık durduğuna
Aslında her öykü kendinin yalnızıdır
Gördük ki;
Kimse kimsenin tasasından ıslanmazmış Dilhan.
Ah daha açık söyleyebilsem içimde yananları
Görebilsen çehrene sürülen talanları
Ne sen katlanabilirdin
ne de ben…
Dışardaki yelden umut bekleriz
Evimizdeki ilkel akıl yorganımıza el atmışken
Ölümlere saf durmada pek saygılıyız,
elimiz yokmuş gibi
Gümüş saplı neşter,
daha vurmadan söyler sözünü
Bize her gün bayram demek;
elimi öpüşünden belli…
Karalanmış bir kere Dilhan
ruhunun tonozları
Temize çeksek bile izi kalır,
çimlenir.
Şık elbiseler giydirilmiş ahu gözlü yanılgılara
Makam sarhoşluğuna sığınmış
Ismarlama yetki,
uydu taşeronlara
Kehribar dizeler kondursak
anlam yavan demlenir.
Nasıl bir bağlaşmanın içindeyiz,
tenimi yüzüyor.
Uygarlık, tezgâha düşmüş pazar güzeli,
Felsefenin kirini süzdüren kadim kültür
Gerçeklikten ırayan turfanda çocuklar…
Çaldıkça okul zillerini pırıl pırıl gözlere
Göğsüme yükselen ilkel bir form ki
Genetik hırkalı ulema meseli…
Ne kadar şaşırsak azdır Dilhan
Milletin eğitim yuvalarında
Hurma şıralı öğretmenden hocadan
Çocukları koruma vardiyası
Hangi aklın kıyametidir duysan…
Güncelin uğultusu yüzümde alev alev
Ne zamandır izliyorum
karanlığın göz kırpışını
Beraat etmiş bir eşkıya soyluluğu
Yapısöküm çabanın dengesiz kantarı
Üst üste yığıyor
telve telve süzülen sarhoşluğu
Yıkılan her çağdaş yapının arkasından
Ağrılarım aygırlaşıyor
Ağzını büzüp susturacakmışım gibi boşluğu.
Salt güncelin sorunu değil bu Dilhan
Otanmaz bir yaraydı
Kıldan tüyden mürekkep
Aidiyeti sorunlu merdiven altı loşluğu.
Göğsüm daralıyor, nefesim kesiliyor.
Aklın tanrılara kurban edildiği günden beri
Dönem dönem aymazlığın şimşir çubuğu
Pamuk tenine kavgan yüzünü sürüyor.
Sağa da yalansak sola da
İçimizde elsiz ayaksız sansarlar yüzüyor
Birini kovsak diğeri beynimizi kemiriyor
Yansak da, didinsek de üzülsek de Dilhan
Halkın menzili ne kadarsa
O kadar erinci, adaleti hak ediyor.
Arap yağı sürülmüş coğrafyanda
Bizim payımıza da tarihi süzmek düşüyor…
Kokuşmuş ilişkiler merkezinde öykülerimiz
Ne kadar uzak olursa o kadar temiz kalabiliriz.
Görünürde çağ atlıyoruz,
kıskanıyor dünya
Kurşun döktürelim
işimiz oraya kaldı Dilhan.
Bir çizgi çekelim şu kaygıların üstüne
Duyulmaz olsun ne kadar olursa artık.
Kırmızı karanfil büyütelim kadehlerde
Bizden uzak,
hem de çok uzak o güzel günlere
Sağduyu buradan da geçecek,
bilirim…
Çıkmadık canda umut vardır, derler
Her gelen kuşak özgür doğar
özgür doğacak
İnsan bu; umudu kucak kucak
İnanırım…
Doru atları mavi düşleriyle
Yürüyen dilsiz gençler
Islıklarıyla gelip buradan da geçecekler
Utanç müzelerinde Dilhan
Balbulaşıkları, haramileri
Kendi dillerince misafir edecekler
Şimdiden görürüm…
Şöyle bir kurcalarsan yerüstünü Dilhan
Güneyinde
insan etine kurşun sıkan
Kentlerde
deveyi hatabıyla yutan
Tam ortasında
hazineye olta atan
Tepesinde insanı insana tutuşturan
Diğer taraftan talanı talanla örten
En acısı da unvanıyla salyalar akıtan
Ne çakallar ne kravatlı aslanlar arasındayız.
Hele yeraltı var ki ben oraya hiç değmiyorum.
Biliyorum şiirde sözlü saldırı,
havlu atmaya benzer
İtici görme dizelerimi
Ben şiire sığanları söylüyorum
Ne yapayım Dilhan
İçindekileri sayıklamak değil ki şiir
Bazen sezdirmek bazen çağrıştırmak
Bazen de vurmak,
tam alnının ortasından.
Ne kadar incelsem az, anlıyor musun?
Ateş bacayı sarmış derler ya tam da öyle
Yakut başaklarının mıncıklandığı
cayır cayır bir harman…
(....)
(DEVAM EDECEK)
(....)
(DEVAM EDECEK)
Yorumlar
(0)Yorum yapmak için giriş yapın
Giriş Yap
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!