Essay
KURAM VE YÖNTEM
KURAM VE YÖNTEM
İmgelem-İmge-İmgelem isimli kitabımda kuramla ilgili birkaç denemem olsa da bu kitapta okuyacağınız kuramların daha net anlaşılabilmesi için açıklayıcı bir yazı daha yazma gereği duydum. Yaptığım araştırmalara göre kuram terimi, özellikle edebiyat biliminde rastgele kullanılan bir terim haline dönüşmüştür. Ne yazık ki bilimsel olabilme adına; yöntem, yöntemler topluluğu, bir konuyu açıklamak üzere tasarlanan kurgu, eleştiri teknikleri, teknik, yaklaşım biçimi gibi durumlar kuram terimiyle karşılanır duruma evrilmiştir. Salt günümüzde değil, 1800’lü yılların sonlarına doğru batılılaşma çabalarının olduğu dönemde de sıradan yöntemler kuram diye isimlendirilmiş ya da bize sonradan öyle aktarılmıştır. Edebiyat biliminin üçüncü alanı olan edebiyat eleştirisi konusunda, öğrencisi olduğum fakültenin ders kitaplarını ve sunularını ayrıntılı inceledim. Ayrıca konuyla ilgili dokümanları kendi çabamla taradım. Kuramın kavramsal anlamını, oluş, işleyiş ve ürettiği sonucu dikkate alarak; sözlüklerin tanımlaması, internette ulaştığım bilgiler, öğrencisi olduğum edebiyat fakültesi ders kitapları, sosyal bilim alanında bilim unvanına sahip akademisyenlerin tanımlamaları; beni ikna etmiyor ve mevcut uygulamanın yanlış olduğunu düşündürüyor. Kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık bir kavram kargaşasının süregeldiğini görüyorum. Kuramın oluş, işleyiş ve sonuç sürecine baktığımda hem düşünce hem de de uygulamada üstünkörü bir yaklaşım olduğunu akademisyenlerin yazdığı metinlerden anlayabiliyorum. Denememde kaynak göstermiyorum. Çünkü referansım, aşağıda adı geçen fen bilimleri ve sosyal bilimlerinin çok iyi bilinen kuramlarıdır. Ayrıca eleştiri kuramları diye önümüze sürülen yapay yöntemleri somut örnek olarak da verebilirdim. Bunların kuram olup olmadığını; akademisyenlerin oturup tartışmadığını, hayran hayran baktığını dikkate alırsak, ayırdına varılamamış bir ayrıntının göz önünde durduğunu söyleyebiliriz. Örneğin ünlü bir eleştirmenimizin: “Her zaman tekrarladığım gibi, yapıtlar kavramlardan, kurallardan değil, kuramlar, kavramlar yapıtlardan doğar.” gibi saçma bir çıkarıma bile itiraz edilmediğine göre durum edebiyat literatürü açısından daha da sıkıntılı görünüyor.
Fen bilimleri hariç sosyal bilim alanlarında çalışanların; kendi bilim alanının yüceltilmesi uğruna kuram terimini olmadık yerde ve olmadık anlamda kullandıklarını, yöntemi kuram haline dönüştürdüklerini örnekleriyle gösterebilirim. Diyeceksiniz ki bu terim neden bu kadar önemli? Kuramı gerçek anlamında kullanmadığınız takdirde, yöntemlere kuram dediğiniz durumda gerçek kuramları saptayamazsanız, siz o ilgili bilim alanının köşe taşlarını yok saymış ve o ilgili bilim alanının gelişmesini engellemiş olursunuz. Sonra “Edebiyat bilimi gelişmez; çeşitlenir” gibi akıl tutulması bir ezberi kabul edip gezersiniz ortalıkta… Çünkü bilimler, kuramların ışığı huzmesinde kendine yön bulur, gelişir ve yeni bilgi üretme yeteneğine sahip olur. Örneğin yerçekimi kuramını bilmezseniz, belirlediği sınırları dikkate almazsanız, mutlakiyetine uyum sağlamazsanız; basit bir yatay atışta bile uygulanacak kuvveti hesaplayıp hedefi vuramazsınız. Sosyal bilimlerdeki kuramlar biraz daha esnek olmakla birlikte, konunun işleyiş ve sonucunu kanalize eden mutlakiyetlerdir. Kuramın temel ilkesi, sizin belirlediğiniz değil kuramın kanalize ettiği somut ya da soyut sonuçlardır. Sosyal bilimlerde siz sadece kuramın girdi parametrelerine müdahale edebilirsiniz..
Bir kez daha yineliyorum. Yöntemlere kuram dersek, kurguladığımız çözümsel yaklaşıma kuram dersek, sistem veya tekniğe kuram dersek; gerçek kuramlar ortaya çıkarılamamış olur. Kuramlar bir bilim alanının köşe taşlarıdır, ışıklarıdır, fenerleridir, yol göstericileridir, kılavuz çizgileridir. Kuramlara dayanmadan bilim alanının yeni bilgi üretme yeteneği kaybolur. Kuramlar saptanmadan, kuramların izinde hareket edilmeden o alanda yeni bilgi üretmek samanlıkta iğne aramak gibi bir duruma dönüşür.
Kuramın; varsayım, bir konuyu açıklamak için yapılan kurgu, yöntem, yol, yordam, sistem ve teknik gibi yakın anlamsal terimlerden nasıl ayrılacağını dilim döndüğünce aşağıda açıklamaya çalışacağım. Saptadığım, adına kuram dediğim görüngülerin anlaşılabilmesi buna bağlıdır. Kuram terimi, fen bilimlerinde ayrı anlamda, sosyal bilimlerde ayrı anlamda kullanılıyor ve bu, bilim adına ciddi bir sorundur.
Öncelikle Kuramlar;
Yapılmaz, yapılamaz, yöntemler üst üste konulup oluşturulamaz. İlişkiler, parametreler ve etkiler arasında zaten var olan bir olgudur, görüngüdür, süreçtir. Sadece varlığını saptayabilirsiniz. Doğa yasalarından kaynaklanan; bilgiler arası, sosyal ve insani ilişkilerin doğal süreçlerinden oluşan; gözlenebilir, genellenebilir, denenebilir durumlardır, ilkelerdir.
Kuramların ürettiği sonuçlar bir yelpaze içinde kalır ve mutlaklık taşır. Fen bilimlerinde bunların yelpazesi daha dardır. Hesaplanabilir.
Kuramlar, kendi içinde var olan ilkeler bütününe göre çalışır. Her bilim alanında saptayamadığımız pek çok kuram olduğunu söyleyebiliriz.
Kuramı; yöntem, yol, yordam, kurgu, sistem, teknik gibi sosyal bilim literatüründe yakın anlamda kullanılan terimlerden ayırmanın en belirgin özelliği şudur: Kuramlar yapılamaz, sadece saptanabilirler. İşleyişine ve sonuçlarına müdahale edilemez; sadece girdi parametreleri değiştirilebilir. Varsayım ortaya koyarsınız; kanıtlarsınız. Kanıtlayamazsanız çöpe atarsınız. Kuramların eskimesi diye bir durum söz konusu değildir. Örneğin yansıtma kuramı milattan öncesine dayanır. Eskimiş bir hali var mıdır?
Denenebilir olmalıdır. Farklı parametrelerle durum, tekrar tekrar işleme tabi tutulup sonuçlar kendi aralarında özdeş olmalıdır.
Sonuçları genellenebilir olmalıdır. Sosyal bilimlerde sonuçlar, belli bir yelpazenin taradığı alanın dışına taşmamalıdır. Aynı ve farklı etkiler sonucunda, özdeş oluş, işleyiş ve sonuç vermelidir. Fen bilimlerinde ise sonuçlar, daha somut veriler sunabilir. Bir makinaya attığınız tahıl sapının işlem sonucunda saman ve türevlerinin elde edilmesi gibi genellenebilir bir sonuç olmalıdır.
Kuramların işleyişinden doğan sonuçlar, doğrulanabilir olmalıdır. Farklı etkilerin karşısında oluşan tepki veya sonuç, kuram çerçevesinde ve etkisiyle oluştuğunun kanıtlanabilir olmasıdır.
Kuramların oluş işleyiş ve sonuçları gözlenebilir olmalıdır. Sosyal bilimlerde kuramlar genellikle soyut konulardır. Algı ,düşünme ve anlama gibi bilme etkinliğimizle bunları duyumsayabilir ya da gözleyebiliriz. Fen bilimlerinde ise sonuçlar daha belirgin ya da somut olabilir.
Bir konuyu çözümlemek ya da aydınlatmak için kurguladığınız yaklaşım biçimi, yöntem veya yöntemler topluluğuyla kuram oluşturulamaz. Eleştiri kuramı diye anlatılan yöntemlerin çoğu bu şekildedir. Kuramlar; durumlar, olgular, ilişkiler içerisinde zaten var olan görüngülerdir; saptanır ve bir durumu aydınlatmak üzere kuramın sonuçlarından yararlanılabilir; yansıtma kuramı gibi… Bir akademisyenin edebiyat kuramlarına ilişkin anlatımında gördüğüm için özellikle belirtiyorum. Yansıtma kuramı, eleştiri kuramı değildir; o kendi görüngüsü içerisinde bir sanat kuramıdır; eleştiride ya da sanat çözümlemesinde yardımcı olarak yararlanabilirsiniz.
Kuramlar kanıtlandığında yasa niteliği taşırlar. Yöntem, insanın kurguladığı bir yoldur; kuram ise olay, olgu ve ilişkilerin etkileşiminden doğan doğal ve mutlakiyet taşıyan bir görüngüdür.
Fen bilimlerinden, “Yerçekimi Kuramını ve Görelilik Kuramını” sağ elinize; sosyal bilimlerden, “Yansıtma Kuramını ve Nesnel Bağlılaşık Kuramını” sol elinize alıp tartıp biçip tanımaya çalışalım. Örneğin eleştiri konusunda yazılıp çizilen, yıllarca ders olarak okutulmuş kuramlar veya işletmede örgüt kuramları diye anlatılan kuramlar arasında; yukarıdaki verdiğim dört kuramla küçük bir özdeşlik, benzerlik, yakın nitelik bulabilecek misiniz? Kendi kendinize bunu test edebilirsiniz. Oluş işleyiş ve sonuçları bakımından bir özdeşlik, benzerlik bulabiliyorsanız o kuramdır.
Ezber edindiği konulardan; gerek sığ bilgi kütlesine gerek kişisel hırslarına gerek yaygın görüşün verdiği cesarete sığınarak vazgeçmek; tersine bir sonucu desteklemek bilim adına olsa bile zor bir durumdur. Edebiyatın duayenleri, Cumhuriyet öncesinden beri bu şekilde ele almışlar durumu. Eleştiri konusunda yıllarca çalışmış, yapılamayacak bir durumu yapmış gibi göstermiş bir anlayışa bunları anlatmak elbette zordur. Her durumda her konuya her tür kılıf bulunabilir; sonuçta anlamı sündürülebilir ve açık dokulu bir kavramdır kuram. Bu yüzden, kemikleşmiş, kalıplaşmış, inanılmış, sorgusuzca kabullenilmiş bir durumun karşısında bilimsel olanını söylemenin çok bir şey ifade etmeyeceğinin de farkındayım.
Kavramları ve bilimsel terimleri yerli yerinde kullanmazsak, kavramların anlamsal kapsamını ve hiyerarşisini doğru kurgulamazsak; üzerinde çalıştığımız bilgi disiplinini sağırlaştırırız. Madem edebiyat biliminin ikinci dalı edebiyat kuramları, fakültelerde edebiyat kuramlarıyla ilgili bir ders neden yok? Çünkü ülkemizde edebiyat kuramı saptayan bilim adamı yok; varsa da ben duymadım. Belli başlı kuramların çevresine yığdığınız yöntemlerle kuram oluşturduğunuzu sandığınız için yok. Eleştiri kuramları gibi, yöntem ve yöntemler topluluğuna kuram dediğiniz için gerçek kuramları saptayamazsınız. Yapılan en gözde akademik araştırmalar; yapılmışı, günün moda ithal terimleriyle irdeleyip geçmişe hayranlık katsayımızı artırma biçimindedir. Ya da başka bir soru sorayım: Madem edebiyat, aynı zamanda bir sanat dalıysa estetik bilimine başvurmadan eleştiri olur mu? Eleştirinin amaçlarından biri de yapıtın sanat değerini yani estetik değerini ortaya koymak değil mi? Sanat dediğiniz alanda estetik bilimini ders olarak okutmuyorsanız edebiyatçı, havanda su döven var yok arası bir durumda demektir.
İlgili bilim alanının kavramlarını, kavramların anlamsal kapsamını ve kavramlar arası hiyerarşiyi bilimler arası eşgüdümle sorgulayıp en uygun biçimde uygulamaya sokmak, akademik eğitimin temel görevi olmalı. Ne yazık ki mevcut durumu dikkate alırsak eğer, dilemek, seyretmek ve hayıflanmaktan başka yapacak bir şeyimiz yok görünüyor… 17.06.2025 Narlıdere
Comments
(0)Sign in to comment
Sign in
No comments yet. Be the first to comment!