Şiir Sarnıcı

Çağrışımsal İmgelem Kuramı
ماقالە

Çağrışımsal İmgelem Kuramı

ÇAĞRIŞIMSAL İMGELEM KURAMI[1]

 
ÇAĞRIŞIM KATMANI
Çağrışımsal imgelem tabakası, şairin şiirde kurduğu uyaranlar ile okurun kendi yaşamsal varlıkları, kültürel değerleri ve belleğinde kayıtlı görüntüler üzerine yaslanarak yeni görüntüler ve duyusal alanlar yaratma alanıdır.
 
Çağrışımsal İmgelem Tabakası
İmgelem; bilgi birikimimiz ve bilincimizin zihinsel, düşsel ve duygusal olarak ortaya koyduğu tüm tasarılar, görüntüler, işlemler, yaratılardır. Bir anlamda düş ve düşünme gücünün ortaya çıkardığı eyleme dönüşmemiş düşünce bazında örüntüler evreni de diyebiliriz. Anlağın işleyiş ve imgenin bilinçte işlendiği düşsel bir süreçtir. Sanatçı ve alıcının, toplam düşünsel çıktısının süregiden bir akıntısıdır. 
Çağrışımsal imgelem, okurda bilinçli oluşturduğumuz bir imgelem sürecidir. Zaten imgelem, bir sanat yapıtından ulaşılan düş uzayıdır; olağan ve gelişigüzel kurduğumuz düşten farklıdır. Çağrışım çekirdeği, okur üzerinde uyarı, sezdirme, anımsatma, dokunma ve değinmeler yapar. 
Olgunluğa ulaşmış anlakta bir şey, o kadar çok şeyle bağıntılıdır ki hangi şeyin hangi bağıntıyı uyaracağı; bilgi varlıkları, belleğindeki izler ve anlık duygu durumu ile doğru orantılıdır. Neyin, neyi harekete geçireceğini; neyin, neyi nasıl bir imgeleme yönlendireceğini kestirmek zordur. Yani şair olarak sizin söylediğiniz değil; siz imgelem rotasını belirlemiş olsanız bile okurun nasıl anlamlandıracağı, nasıl bir imgelem dünyasına yöneleceği önemlidir. Şair, kendi anlayışına göre bir veya birkaç imgeyi hedeflemiş olabilir, ancak kurguladığı imgeler okur tarafından hiç algılanmayabilir, görüntülenmeyebilir. Bu biçim bir yönelme, rastlantısal imgelem tabakasında ayrıca incelenecektir. Bu metindeki konumuz, şairin yönettiği imgelem tabakasıdır ve her şair sözlerinin okuru nasıl bir imgeleme yönelteceğini az çok belirleyebilmelidir. 
Şair; anlam, anlatım ve ses olanaklarına dayanarak çağrışımın amacı, yönü ve gücü konusunda belirleyicidir. Çağrıştırmak istediği konuyu, olguyu, olayı, özü, bağdaştırmayı, aktarma veya benzetmeyi; çarpıcı bir şekilde verir, duyumsatır ya da sezdirir; ancak okur konu hakkında bilgisiz ise anlatılmak istenen hedefine ulaşmaz. Bu, şair tarafından dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntıdır. Fin mitolojisinden bir simgenin kullanılması okur için bir anlam taşımayabilir. Şair, şiirinde çağrıştırma sorumluluğunu taşımak zorundadır; kalıcı şiir yazmak istiyorsa okurda yaratacağı imgelemi de dikkate almak zorundadır. Basit bir ayrıntı gibi geliyor; ancak bu konu şiir yazarken, çözümlerken ve eleştirirken, son derece önemlidir. Bir şiirin okurda yaratacağı etki ve şiirin okuru kavrayışı, bu ayrıntıyla güçlendirilebilir veya tam tersi zayıflatılabilir. 
Şair, şiirin yayacağı ileti niteliğini ve iletilerin gelecekte alacağı anlamsal devinimi kurgulayabilme olanağına sahiptir. Kurgu niteliği, şairin düş gücü, sezgisi, bilgi altyapısı, olay ve olguları farklı görebilme becerisi, bunun yanında geleceği okuyabilme yetisiyle doğru orantılıdır. Aslında bir yapıtın gelecekteki anlamsal devinimi, bütün sanat alanları için özel olarak incelenmesi gereken çok boyutlu bir konudur. Yapıtın kalıcılığı, geleceğe de seslenebilmesi kurgunun içeriği ve yetkinliğiyle ilgilidir.
Yinelemek gerekirse çağrışımsal imgelem, şairin yönlendirdiği uyaranlar (imgelerle) ile okurun kendi yaşamsal varlıkları, kültürel değerleri ve belleğinde kaydedilmiş görüntüler üzerine yaslanarak yeni görüntüler ve yeni duyusal alanlar yaratma sürecidir. “Şair, okurun dünyasına göre söz söylemek zorunda değildir; içinden geleni olduğu gibi söyler” diye söylenir. Ancak şiirin, okurun dünyasına seslenmesi ve onda estetik kaygı uyandırması için öncelikle izleyicileri dikkate almak zorundadır. 
Okur, çağrışımın doğurduğu imgeleri belleğinde kayıtlı düşlerle birleştirerek görüntülemeye çağırır. Bunlar, çoğunlukla çağrışımın tetiklediği anlamla özdeş görüntüye dönüşür. Düşünsel görüntüler, birbiriyle bağıntılı zihinsel olgulardır, yaşama ve evrene ilişkin çıkarımlardır. Sonuçta okur düşünsel görüntülerden, bilgiyi işleme ve yaşamı görme biçimine bağlı olarak daha içsel yeni anlam ve imgelem uzayına ulaşır. İşte bu uzay, kuramsal bir işleyişin sonucunda doğan imgelem evrenidir.  
Şimdi, kendi kendimize şiirin çağrıştırdığı konular üzerinden imgelem gücümüzü tanımlamaya çalışalım.  
 
(…)
Irgalamıyor beni masum gagalı güvercinleriniz
Barışı getirmekten uzaktılar ne zamandır
Tırtıl taşıdılar badem gagalarında
Tırtıklasın diye üstüme yağan güneşi 
Hiç güvenmiyorum güvercinlerinizin sevdasına
Kaç kez sponsor olurlar yeraltı şehirlerine 
Kaç kez takla atarlar minare gölgelerinde
Kaç bıçak vururlar sırtından timsale insafsız
Kaç kez dikerler zeytin dalını haydut inine
Hesapsız bir hasat yapar gibi hırçın
Başıbozuk bir bostan bozumu mevsimindeyiz…
                                               Temmuz 2014 Narlıdere “Bir Damla Suda Halkalar” kitabından 
 
Örneğin üç ve dördüncü dizeyi, çağrışımsal imgelem açısından inceleyelim. ‘Tırtıl taşıdılar badem gagalarında/Tırtıklasın diye üstüme yağan güneşi’ derken, bir güzelliğin/aydınlığın yok edilmesine ilişkin düşünce yapısı belirli insanların hastalıklı düşünce ve edimlerinden söz edilmektedir. Aslında güncel ve somut olaylara dayanan bağdaştırma söz konusudur burada. ‘Badem gagalarında’ alışılmamış bağdaştırması, aynı zamanda belirgin ve kalıplaşmış düşünce yapısını anlatan bir çağrışım çekirdeğidir. İki sözcük, zamanımızın bir olgusunu okurun önüne getirip koymuş ve okurda kocaman bir imgelem evreni yaratmıştır.
Ayrıca imge; hareket, biçim, renk veya sözle görünüşe taşınan düşünsel bir uyarandır, aynı zamanda yeni imgelem alanları yaratma gücüne sahiptir. Örneğin:
 
(…)
Zemzemle paklanan yamyam bir coğrafya
Kandaşlarıyla tutuşturulan 
zümrüt başaklı harman[1]
(…)
 
Vahşete dönüştürülen ve birbirini yiyen bir coğrafyadan söz edilmektedir. Burada okur çoğunlukla; Irak, Suriye, Filistin ve İran’ın da dâhil olduğu coğrafyanın tarihsel bilgisine yaslanarak imgelem kuracaktır. Ayrıca dizelerde ayrıntılı bir imge çözümlemesine gidersek, tek başına “Zemzem” sözcüğünün bile imge ve arkasından bir imgelem süreci doğurma gizilgücü olduğunu anlarız. 
Çağrışımsal imgelem tabakası, yapıtın etkisiyle insanda oluşan düşlemsel uzamdır. Bu uzam, gerek eğretilemeyle gerek doğrudan göndermelerle gerek imge gibi yöntemlerle yapılsın, incelenmesi ve tanımlanması gereken önemli bir süreçtir. Zihinsel olarak yaşanan düşlemsel olgu ve olaylar, çağrışımsal imgelem çıktılarıdır ve sanat açısından önemli bir bileşendir. Özellikle dil sanatlarında estetik değer ölçümlemesi için nesnel ölçütler sunacak gizilgüce sahiptir.
Dil sanatlarında, çağrışıma bağlı imgelem tabakası, kendine özgü bir biçimde ayrıca ele alınmalıdır. Çağrışımsal imgelem tabakası, yukarıda söz edildiği durumuyla bir kuram özelliği taşır mı? Oluş, işleyiş ve sonuçları bakımından incelediğimizde; genelliği, deneyselliği, izlenebilirliği ve sürekliliği sağladığını görüyoruz. Öyleyse Çağrışımsal İmgelem sürecini, sanat kuramı olarak ele alma gerekliliği doğar. 
Ayrıca Çağrışımsal İmgelem Kuramının oluş-işleyiş süreci; Saussure’un Gösterge Kuramı, Collins ve Quillion’un saptadığı anlamsal ağlar kuramı, anlamsal özellikler kuramıyla eşzamanlı, eşgüdümlü ve koşuttur. Bu kuramlarla eşgüdümlü hareket ediyor ve belli sonuçları doğuruyorsa, durum biraz daha ayrıntı gerektiriyor. O zaman kuramın salt sanat bağlamında ele alınması yeterli olmaz; aynı zamanda dilbilimin konuları arasında da incelenmesi gerektirir. 
Sonuçta benzer etkiden benzer sonuçlara yönelen; genellenebilir, izlenebilir ve tanımlanabilir bir süreci olan; özellikle denenebilir olup deneysel sonuçları çağrışım yelpazesi[2] içinde kalan bir işleyişi varsa, bu süreç bir kuram olarak tanımlanmalıdır. Kuram niteliklerini sağladığına göre bu süreci, ‘Çağrışımsal İmgelem Kuramı’ diye adlandırabiliriz. 
Her ne kadar kuram niteliklerini taşıdığını söylesem de kuramın; deneyselliğine, izlenebilirliğine, genelliğine ayrıntılı bakılması; eylemsel sürecinin araştırılması; daha işlenebilir bilgiye dönüştürülmesi gerektiğini, bir kez daha vurgulamalıyım. İlk bakışta, bir olgunun, olayın, söylemin; insan zihnindeki yansımasını ve imgelem uzamını açıklamamıza katkı sağlayacak bir sürece sahip olduğunu görüyoruz. Ayrıca bir yapıtın anlamından çağrışımına kadar okurda yaratılmak istenen; algı, anlama, düşünme ve görmenin eylemsel düzlemini de tanımlamamızı sağlıyor. Bu nedenle çağrışımsal imgelem, gerek kuram olarak gerek süreç olarak düşünülsün, dil ve insan bilimleri uzmanları tarafından ayrıntılı bir biçimde ele alınmalıdır. Çünkü sanat bilimine, özellikle sanatın ölçümlemesine ilişkin yeni bir bakış açısı sunabilecek gizilgüce sahip olduğu kanısındayım. 
Sonuç olarak, çağrışımsal imgelem kuramı; sanatın alıcıyla ilişkisinden doğan düşlemsel olayları oluş-işleyiş açısından görünür kılmaya yönelik bir süreçtir. Kısacası bu süreç; iletişimin olağan ilkelerinden doğan, zihnin olağan işleyişiyle oluşan, kavramsal olarak izlenebilen ve yaşanan bir oluştur. Yaptığım şey, bir keşif değil; zaten var olan bir süreci saptamak, tanımlamak ve adlandırmaktır. Yukarıda söz edildiği gibi dilbilimde saptanmış bazı kuramlarla da koşut bir işleyişe sahiptir. 
Bu kuram, öngörebildiğim kadarıyla doktora tezlerine konu olabilecek ayrıntı, uygulama, sınama, araştırma ve inceleme gerektiriyor. Çünkü yapıtın; yaratılma sürecinden eleştiriye, çözümlemeden gelecekte alacağı anlamsal devinime kadar, sanatın zihinsel sürecini açıklamaya, ölçümlemeye, sanat bilgisini bir temele dayandırmaya adaydır. 


[1] Dilhan Belgesel Nehir Şiir kitabı, E-Şiir Kitabı, Kasım 2025
[2] Çağrışım yelpazesi, şairin okuru yönlendirdiği çağrışım alanıdır, olanaklarıdır; okurun imgelemine taşıyacağı görüntü açısıdır.



 
641 görüntüleme
0 beğeni 0 yorum

Yorumlar

(0)

Yorum yapmak için giriş yapın

كىرىش

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!