散文
RASTLANTISAL ANLAM KURAMI
Şairin ne dediği değil, şiirde kullandığı sözlerin ve anlamsal bütünlüğün okurda nasıl biçimlendiği ve zaman içinde nasıl bir değere ulaşacağı önemlidir.
Klasik sanat döneminden barok sanat dönemine kadar, sanat yapıtları kapalı bir bütün olarak ele alınmaktaydı. Rönesans döneminden itibaren, doğa bilimlerinin mekanik bir evren algısına doğru evrilmesi, duygu, bilinçaltı-bilinç sürecinin tanımlanması ve görecelilik kuramının ortaya koyduğu büyük değişim etkisiyle sanat eserine ilişkin biçim ve biçem özellikleri insan anlağında kavrayış değiştirdi. Bu değişim sürecinin hâlen devam ettiğini gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Klasik sanat anlayışı eseri kapalı ve organik bir bütün olarak algılarken, modern ve çağdaş sanat anlayışı eseri açık, organik ve hareketli[2] bir bütün olarak algılamaya başladı. Bu kavrayış sonucu, sanatçı, eser ve bunların içinde en önemlisi sanat alıcısının (izleyici) etkin bir konuma yükseldiğini görürüz. Daha açık söylersek bir sanat eseri izleyicinin zihinsel gücü oranında kavranır. Şairin imgelem kaynaklarının genişliği ve şiirin imge uzamı, okurun bilgi birikimi ve anlamlandırma yetisiyle doğru orantılı olarak değer kazanır.
Sanat eserinin duyusal ve gerçek varlık alanları, izleyicinin evren algısı ve bilgi birikimine göre yeni anlam evrenine açılır. Bununla birlikte şiirin anlam ve çağrışım katmanı ister istemez insan zihninde yeni imgelem ve görüntülere evrilir. Çağdaş sanat anlayışını sınırı olmayan bir imgelem dünyasına götüren işte bu hareket olgusudur; diğer bir söylemle şiirin anlamsal devinimidir diyebiliriz. Yapıtın içinde barındırdığı bu hareket olgusu (zaman, coğrafya ve bilgi yoğunluğuna göre devinim) yeni kavramları beraberinde üretmek zorundadır. Çünkü tanımlanmayan ve hareketi karşılamayan alanların varlığı ister istemez doldurulması gereken bir boşluğu ortaya koyar. İşte bu alanlardan bir tanesi de özellikle yazınsal eserlerde çok belirgin olarak var olan anlam katmanında kendini gösterir. Anlamı, şiirsel açıdan ele aldığımızda ise daha belirgin bir boşluğun varlığı karşımıza çıkar. Şiir, dil varlıklarını gerçek, soyut ve gerçeküstü bağlamda sıra dışı ve çokanlamlılığa yönelen biçimde kullanabilen bir sanat dalıdır. Okur da bu anlam çeşitliliğinden çok farklı anlam ve görüntü üretebilir. Yani okurun geçmişten gelen temel verilerine, bilgi düzeyine, görme, işitme ve duyma gelişmişliğine bağlı olarak çok çeşitli imge ve imgeleme (anlam gurubuna) ulaşabilir. Bu durum, Umberto Eco’nun Açık Sanat Yapıtı yaklaşımını, Roman İngarten’in ontolojik incelemelerini ve Alımlama Estetiğinin temel düşüncelerini ele aldığımızda, bir sanat eserini, özellikle dil sanatlarını daha geniş bir perspektiften düşünmeye iter bizi.
Şiirde anlamsal kapalılık, kavramlarda açık dokululuk, çokanlamlılık ereği, çağrıştırma ve derin anlam özellikleri gereği, şiirdeki söz varlıklarının okurda ne zaman hangi duyguyu harekete geçireceği, ne zaman anlamın nereye yöneleceği veya okur tarafından nasıl yorumlanacağı çoğunlukla belirsizdir. Okurun algı, anlama ve düşünme biçimine göre, yani görme ve duyma biçimine göre, eserin anlam katmanını nasıl somutlaştıracağı çoğunlukla rastlantısaldır. Ayrıca şiirde her bir söz, dize veya şiirin bütünü, çokanlamlılığa yönelme, çağrıştırma, anıştırma, sezdirme gibi tekniklerle okurun belleğine paralel sıra dışı, farklı veya beklenmeyen imge ve görüntüleri oluşturabilir. Umberto Eco bu konuda şunu söylüyor; “Her alımlama böyle bir yorumlamadır ve bir gerçekleştirmedir; çünkü her alımlamada yapıt, özgün bir perspektif içinde yeniden canlanır.” Aynı konuda İsmail Tunalı ise, “İnsanlar, nitelikçe birbirlerinden farklı ve farklı perspektiflere sahip olduklarına göre, her bir insanın aynı sanat yapıtı ile yaşantısı farklı olacak, yani aynı sanat yapıtı, farklı insana göre farklı biçimler alacaktır.” der.
Şair ve şiirin ereği, anlam, anlatım ve sesin gücünü duygu değeriyle örgütleyerek okuru daha fazla imgelem, görüntü, anlam ve duygu dünyasına taşımaktır. Sadece şiir değil, bütün sanat eserleri, estetik kaygıyı doğurmak için bir taşla pek çok kuş vurmak isterler. Okurun ruh dünyasını ele geçirip onun algı ve anlama etkinliğini tetiklemek isterler. Yani sanatçılar eserlerinde biçim, ses, anlam anlatım ve söz sanatları gibi yöntemlerle mümkün olabilen tüm çağrışım kapılarını açmak isterler. Buna, şiirde bağdaştırma, benzetme, değişmece, sapma veya bir sözcüğü birkaç farklı anlamda kullanma gibi teknikler örnek gösterilebilir. Okurun beklentisi ve amacı ise şairin iletilerini kendi bilgi ve çağrışım dünyasına göre yorumlamaktır, somutlaştırmaktır. Okurun yorumu onun bilgi birikimine bağlı olarak daha az, daha çok ya da beklenmedik bir şekil alabilir. Okur belleğinde iz bırakmış anılar, görüntüler ve bilinci gereği, şiirdeki herhangi bir söz ve söz öbeğinin çağrışımı ile şairin hiç değinmediği bir anlama ya da imgeleme ulaşabilir. Okurun böyle bir anlam veya imgeleme ulaşması demek, farklı bir imgelem dünyasının daha kapılarının aralanacağı anlamına gelir.
Sanatsal metinlerde, özellikle şiirde anlam açılımını şair yönlendirir. Ancak şiir okura ulaştığında okurun şiiri anlamlandırması sınır tanımaz. Okura, zamana ve yere bağlı olarak daha öteye yönelebilir, kapsamı daha geniş olabilir veya anlam dönüşüme uğrayabilir. Bu devinim, çağdaş sanat anlayışında eserin harekete dayanıyor olmasından kaynaklanır. Diğer dil sanatlarında sözcük veya tamlamalar çoğunlukla belirli bir şeyi göstermek ve anlatmak için kullanılır; şiir ise, sözcük ve tamlamalar çoğunlukla gerçek anlamın dışında duygulandırma, sezdirme, farklı görüntüleri çağrıştırma veya daha derin anlamlandırmaya yöneltir. Şair, okuru istediği anlam tabakasına taşırken aynı zamanda okurun imgelem dünyasını uyandırmak ister. Yani şiirdeki sözler gerçekte söyledikleri şeyin ötesine uzanır, okurun belleği ve bilinci anlamın daha öteye uzanmasına ya da dönüşüme uğramasına katkı sağlar. Bu durum, şiirin anlam konusunda rastlantısal bir tabakaya yönelmesi anlamına gelir.
Yıllar önce yazılmış bir şiirin iletilerini sürdürdüğünü, gelişen teknoloji, bilgi ve değişen algı nedeniyle anlam genişlemesine uğradığını varsayarsak burada tanımlanması gereken bir alan daha karşımıza çıkar. Bir şiirin veya bir sanat eserinin sanatsal gücünü oluşturan bu durum, sanatçının çabasını, okurun algısını ve zamanın yarattığı anlamsal dönüşümün varlığını gösterir. İşte bu üçlünün, yani “şiir, okur ve zaman”ın yarattığı anlamsal sonucu karşılayan kavramsal bir tanımlamanın olmadığıdır.
Çoğu sanat alanında olduğu gibi şiirin de anlam örgüsü çoğunlukla örtüktür, anlamsal genişlemeye açıktır ve çokanlamlılığa yönelir. Sözler, imge ve anlam grupları gerçek anlamının dışına taşar ve sonsuz bir menzile erişme eğilimindedir. Sanat eserlerinin tamamında bu uzam vardır ve sanatsal niteliği artırıcı geniş bir olanaktır.
Şiir gibi dilin bütün olanaklarını kullanabilen bir sanat, belirtik anlamdan ziyade, örtük anlama, çokanlamlılığa, duygulandırmaya, sezdirmeye ve çağrıştırmaya yönelir. Şiirin iletilerine bağlı olarak ulaşılan anlam yanında, okurun duygu durumu, deneyimi ve bilinç düzeyi beklenmedik olay, olgu, imge, görüntü gibi anlamsal sonuçlara yönelir. Daha açık anlatımla, bir dizeden ulaşılan anlamsal sonuçlar çoğunlukla “Rastlantısal” olabilir. Dize bir olgu veya duyguyu anlatmak ister ama anlatılmak istenen olgu veya duygudan bağımsız pek çok olay ve görüntü okur birikimine göre oluşur. Örneğin aşağıdaki beş dizenin ortaya koyduğu gerçek anlam yanında, okurun bellek ve bilincine bağlı olarak bu dizelerden çağrışım gücü ve sezgi yetisiyle ulaşabileceği pek çok imge, görüntü, olay ve olgu vardır. Aşağıdaki dizelerde belirttiğim durumu deneyebilirsiniz, hatta birkaç kişinin nasıl bir imge ve anlam açılımına ulaştığını test edebilirsiniz.
(…)
Sınırsızlığı çek üzerime
İşte çuvaldız, del gökyüzünü
Getir anakaraları karinamın altına
Ellerimize rastlayan her şehri sevelim
Gerisi senin güzelliğin[3].
(…)
Okura bağlı oluşan anlam örgüsü, sanat eserlerinin vazgeçilemez ve sanatsal niteliğini güçlendiren başlı başına bir olaydır. Bunun yanında zamanla dönüşüm geçiren anlamsal açılımları da dikkate almak zorundayız, özellikle bu konu şiirde kalıcılık açısından çok önemlidir. İşte bu bilgilere dayanarak şiirin okura ulaşmasından itibaren okurun birikimine bağlı anlamlandırma alanı ile iletilerin zamana göre uğrayacağı anlamsal dönüşümü Rastlantısal Anlam Kuramı ile karşılanabiliriz, diye düşünüyorum.
Okurun algı, bilgi, bellek ve kültürel altyapısına bağlı şiirden ulaştığı anlam ile şiirin zamana bağlı uğrayacağı anlamsal açılımı karşılayan durumu rastlantısal anlam kuramı açıklar. Öyle sanıyorum ki rastlantısal anlam kuramı, sanat veya şiir dünyasında yeni bir tanımlamadır. Sanatsal bir anlatımın sonucunda oluşan bir alandır. Şiirin, bununla birlikte sanatın doğal ve devinimine özgü bir anlam açılımıdır. Şiirin veya sanatın özellikle doğurmak istediği özel bir alan olması nedeniyle bu anlamsal sürecin tanımlanması gereğini düşünüyorum. Çağrışım katmanında da görüleceği gibi sanatta olay, olgu, bilgi ve imgelem gücüne dayalı anlam üretmek eserde olası bir kıvılcım gerektirir. Sanat değeri yüksek eserlerde bu kıvılcım çoğunlukla bilinçli çakılır, ancak okura bağlı olması nedeniyle kıvılcıma verilecek tepki ve anlamın yönü kontrol altında tutulamaz.
Şairler, şiirinde benzetme, sapma, bağdaştırma gibi yazın ve şiir dili teknikleriyle dize veya dizeler arası anlamsal gücü artırıcı yönteme başvururlar. Yaşamsal ve duyumsal olgulara dayalı anlam öbekleri veya imgeler ile okurda çağrışım yaratmak isterler. Aynı zamanda okur, bilinçaltı ve bilincinde yer almış trajik ve travmatik izler ile kültürel donanımı gereği, şiirdeki çağrıştırmalara dayanarak gerçek anlamın dışında başka bir anlamsal bütünlüğe, yoruma veya görüntüye yönelebilirler. Diğer taraftan şair, yüce ve trajik değer taşıyan olgularla okuru tetikleyebilir.
Rastlantısal anlam kuramı bağlamında bir düzlemden daha bahsettim. Bu düzlem de zaman ve ortamın etkisidir. Bilginin ve algının zaman ile ortamda ufkunun genişlemesidir. Zamanla değişen algı, teknik, üretilen bilgi ve kültür varlıkları, daha önce yazılmış bir şiirde anlamsal gelişim ve dönüşüm sağlar. Zamanın yarattığı bu olgu, oldukça yüksek öngörü ve sezgiye gebedir. Şairin var olan ve üretilen bilginin gelecekte alacağı değeri öngörüp/sezip okuruna çağrıştırdığı ve anıştırdığı ayrı bir tekniktir. Sanat eserleri, çoğu zaman sanatçısının anlatmaya, görüntülemeye çalıştığı kadrajın dışında bazı değerler taşır. Yeni anlamlar ve anlamlandırmalar, bilginin keşfine bağlı ya da işaret edilen yeni olayların gerçekleşmesine bağlı olarak belirebilir. Sanatçı onu düşünde tasarımlamıştır ve eserlerine, şiirlerine giydirmiştir çoğu zaman. Bazen buna benzer durumlar tesadüfen gelişmiş de olabilir. Ancak biz okurlar, zamanla bir olayın gerçekleşmesi veya bir bilginin açığa çıkması durumunda anlam genişlemesini veya anlam kaymasını fark ederiz. Güncelin üzerine yaslanarak yeni anlam açılımlarına çoğu sanat eserinde rastlanır ve bu olağan ve çok sık rastlanan bir durumdur. Eserin, klasik bir esere evrilişinin bileşenidir bu durum.
Bu konuyu biraz daha açalım. Olması olanak dışı gibi görünen veya hiç düşünülememiş olayların vuku bulmasıyla yeni bir bakış açısı, bilinmedik bir yoruma varılmasıyla yapıttaki çağrışımın, sezdirmenin, duygu gücünün anında güncellik kazanıp yeni çıkarımlara yönelebileceğini unutmamalıyız. Bu konu, özellikle dil sanatları için çok önem arz eden bir özelliktir. Örneğin aya gitmenin akıllarda bile olmadığı zamanlarda aya yolculuktan bahseden roman ya da metinlerde olduğu gibi. Bu, sanat eserlerinde kalıcılık ve süreklilik sağlayacak olan önemli bir özelliktir. Şairin kahinliğini değil; şairin anlamlandırma, geleceği okuyabilme, görebilme, sentezleyebilme yeteneği ile eserin derinliğini gösterir. Bu durumu, ‘anlamın rastlantısallığı’ diye isimlendirmek durumundayız.
Şair şiirinde, eğretileme, değinmece, değişmece ve aktarma gibi dilsel teknikler ile iletilerini sezdirme, görüntüleme veya duyumsatmaya çalışarak anlamsal bütünlük ve tutarlılık sağlar. Ancak şiir, dönemin estetik algısı, bilimsel, sosyolojik, psikolojik gelişmelere bağlı olarak anlam kayması yaşayabilir hatta yatay ve dikey evrilmeye açıktır. Şiirin zaman içerisinde nasıl bir çağrışımı doğuracağı, zamanın algı ve bilgi birikimine bağlı olarak nasıl bir anlam alanına yöneleceği bugün için belirsizdir. Sanatçının kurguladığı, biçimlendirdiği ve nesnelleştirdiği eser, gelecekte okurun yaşam pratiklerine, bilgi gelişimine ve algı biçimine bağımlıdır. Okurun algı, anlama, bellek, bilgi birikimi, düşünme biçimi ve yaşamsal değerlerine göre şiirden ulaşacağı anlam ile zamanın getirilerine bağımlı olarak şiirin uğrayacağı anlamsal genişlemeye “rastlantısal anlam” diyorum. Şiirde hatta bütün sanat dallarında okur ve eser arasında gelişen böyle bir anlamsal süreç vardır; bu süreç mutlaktır ve tanımlanması gerekir. İşte ben bu süreci ve süreçte gelişen anlamsal durumu Rastlantısal Anlam Kuramı olarak ele alıyorum. Bu kuram, ayrıntılarıyla birlikte incelenmeye, geliştirilmeye ve deneysel olarak araştırılmaya muhtaçtır. Rastlantısal anlam tabaksının, her sanat eserinde uygulanabilir, denenebilir, izlenebilir ve genellenebilir bir süreç olduğunu ve bunun bir kuram niteliği taşıdığını söyleyebilirim. Çağdaş sanat algısı ve beynimizin çalışma prensibi gereği, okur eser arasındaki rastlantısal anlamın doğum süreci kuramsal bir olgunun sonucudur. Bu konu kapsamlı bir tez konusudur. Sanat eseri, okur, sanatçı ve zaman dörtlüsü bağlamında bu kuramın devinimi, süreci ve işlevsel temeli umarım ele alınıp incelenmeye değer bulunur.
Özetlemek gerekirse şair, şiir dili teknikleri ve özgün anlatımı ile göstermek ya da çağrıştırmak istediği anlam, görüntü ve imge demetini yeteneği oranında okurda oluşturabilir. Bu durum her şairin temel hedefidir. Bilinen ve öyle olduğu kabul edilen bir durumdur. Ancak;
**Okur kendi yaşamsal değerlerine, izlerine, bilgi ve belleğine yaslanarak, şairin şiirinde gerek kastettiği gerek kastetmediği anlatım ve anlam örgüsünden bazı ipuçları yakalar; bu ipuçlarından beklenilmeyen imge, olay ve görüntülere ulaşabilir. Bu durum rastlantısaldır.
**Yayımlanmış ve üzerinden zaman geçmiş bir şiirin anlam bütünlüğü, gelişen teknik, değişen algı, teknoloji, olay ve açığa çıkan bilgi nedeniyle beklenilmeyen, yeni, daha etkin imge ve görüntülere yönelebilir. Bu durum anlam genişlemesidir ve rastlantısaldır.
Bu iki alan, şiire özgü anlam katmanlarında tanımlanmış değildir. İşte bu iki alan, şiir ve sanat bilgisi içinde, özellikle dil sanatlarında tanımlanmalıdır, yer almalıdır. Hatta sanatın tüm dallarında “Rastlantısal Anlam Kuramı” olarak ele alınıp incelenmelidir. Bu sürece mantıksal yaklaştığımız zaman, böyle bir gereksinimin olduğu ortaya çıkmaktadır.
Mustafa Zeki Çıraklı, Jakobson ve David Herman’ın bulgularını referans göstererek bilişsel anlatıbilimin dikkate alacağı üç zihinsel süreç olduğuna dikkat çeker. Yazarın zihnindeki inşa, anlatı (metin veya vasıta) ve okurun zihnindeki inşa olarak gösterir. İşte bu üç zihinsel süreci incelediğimizde okurun anlamlandırma, görme ve imgesel olarak ulaştığı sonuçların, sanatçının anlatmak istediği düşünce ile aralarında mutlak uyumun olamayacağını ifade eder. Bu uyumsuzluğun ortaya çıkardığı zihinsel sonuçları, ancak ve ancak rastlantısal anlam kuramıyla tanımlayabiliriz, diye düşünüyorum.
Özellikle şiirde rastlantısal anlam, hem sanatsal açıdan hem estetik açıdan hem de dilsel ve anlam zenginliği açısından önemli bir olanaktır. Her sanat alanında imgenin uzayı ne kadar geniş olursa ve ne kadar çok çağrışım saçağı[4] yaratıyorsa o eser daha fazla sanatsal özellik içeriyor demektir.
Rastlantısal anlam alanı, eleştirmene geniş bir bakış açısı sunar, anlam katmanına değişik bir açıdan bakmaya ve geleceğe yönelik öngörüleri dikkate almaya yönlendirir. Çünkü hem sanatçı gözünden hem okur gözünden hem de zamansal ve mekânsal platformda şiirsel veya sanatsal bir olguyu açıklama olanağını sağlar. Örneğin iki asır önce yazılmış bir şiirin bugünkü iletilerinin ne kadar geçerli ya da geçerli olmadığı, rastlantısal anlam kuramının öne sürdüğü önerme ile çözümlenebilecektir.
Lyotard’ın dediği gibi “Metnin ne dediği değil, okurun ne anladığı esastır.” Şairin ne dediği değil, kullandığı sözlerin ve anlamsal bütünlüğün nereye açıldığı ve zaman içinde nasıl bir değer alacağı önemlidir. Şiirin ne dediğinden ziyade, okurun yaşamsal deneyimlerinden nasıl bir sonuç çıkaracağı önemlidir. Aslında bütün yazınsal metinler, metin dilbilim açısından incelendiğinde bu sonuca doğru yönelmez mi?
Sonuç olarak Rastlantısal Anlam Kuramı; eserle insan arasındaki ilişkiden doğan mutlak bir süreçtir ve çağdaş sanat anlayışındaki hareket olgusuna dayanır. Uygulanabilir, denenebilir, izlenebilir ve genellenebilir bir süreç olduğundan kuram niteliği taşır. Elbette kuram demek yeterli değildir. Araştırmaya incelenmeye ve denenmeye gereksinimi vardır. Dilerim sanat düşünürleri, akademisyen ve araştırmacılar, ele alıp incelerler ve sanatın insanla olan ilişkisine yeni bir boyut kazandırırlar.
[1] Rastlantısal Anlam Kuramı; insanla eser ilişkisinde oluşan özel bir durumu tanımlayan yeni bir tespit ve öneridir. Daha ayrıntılı olarak, “Saf Sanattan İnsana Şiir Çözümleme Tekniği ve Şiir Eleştirisi” isimli kitapta açıklanmıştır.
[2]Okur, ortam ve zamana bağlı olarak bir sanat eserinin anlamsal devinimini anlatır.
[3] Özmen Y., “Bir Damla Suda Halkalar” Temren Yayn., Şubat 2018
[4] Çağrışım saçağı, şiirin/eserin okurda çağrışım sonucu yarattığı imge ve imgelem demetidir. Çağrışım sonucu anlamın zihinde dal budak salması olarak düşünülebilir. Çoklu imge ve imgeleme ulaşıldığını ifade eden bir benzetmedir.
Yorumlar
(0)Yorum yapmak için giriş yapın
登录
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!